Hepimiz çocukluğumuzda, arkadaşımızla bir dakika konuştuğumuz için ya da bir ödevi zamanında bitiremediğimiz için sınıfta ceza olarak kalmayı hatırlıyoruz. Oyun alanından mahrum kalmanın ne kadar haksız olduğunu düşünürdüm. Gelecekte eğitimde bu tür durumların yaşanmaması için umudum vardı. Ancak, yanıldığımı anladım.
Geçen gün, üçüncü sınıfa giden bir komşumla karşılaştım ve yüzü pek iyi görünmüyordu. Onu bu halde görünce, neden üzgün olduğunu sordum. Çocuk hemen yanıtladı: "Mel, bugün bir ödevi bitiremediğim için beni oyun alanından mahrum bıraktılar. Daha hızlı olmam gerektiğini söylediler."
Bu cümlede benim katılmadığım iki şey var. Birincisi, öğrenciyi bir ödevi bitirmesi için acele ettirmek. Bu, öğrencinin gerginleşmesine ve kaygısının artmasına neden olur, bu da onun doğru bir şekilde yapmasını engelleyebilir. İkincisi, herhangi bir nedenle öğrenciyi oyun alanından mahrum bırakmak, hele ki bunu bir ceza olarak kullanmak adaletsizdir. Bu, eğitimle ilgili olarak geri gittiğimizi gösteren tamamen eski bir yöntemdir.
Oyun alanı, tüm öğrenciler için, özellikle de daha küçük çocuklar için son derece gereklidir. Öğrenciler, öğretmenlerin anlattığı bilgileri edinmek ve özümsemek için uzun saatler sınıflarda geçirmektedirler. Öğrencilerin okul günlerinde birkaç dakika dinlenme, rahatlama ve eğlenceye ihtiyaçları vardır ki öğrenme süreci sağlıklı bir şekilde devam edebilsin. Günümüzde, bazı öğretmenler (şans eseri hepsi değil) oyun alanının öğrenciler için ne kadar faydalı olduğunu ve bunun uluslararası olarak tanınan haklarla ilişkili olduğunu göz ardı etmektedirler.
Bu nedenle, umarım bu yazı faydalı olur ve okulda oyun alanının bir hak olarak anlaşılması ve saygı gösterilmesi gerektiği konusunda bir farkındalık yaratır, bu bir ödül olarak alınmamalıdır.
Oyun Alanı Bir Hak: Dinlenme, Oyun ve Sağlıklı Gelişim

Oyun alanından bahsederken, basit bir boş zaman diliminden bahsetmiyoruz. Çeşitli kuruluşlar ve uzmanlar, oyun alanının okul saatleri içinde gerekli bir dinlenme süresi olduğunu ve gelişim için dersler kadar önemli bir işlevi olduğunu belirtmektedir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 31. maddesi, çocukların dinlenme, oyun ve eğlence hakkını tanımakta ve serbestçe eğlence etkinliklerine katılma hakkını vurgulamaktadır. Bu, okulda dinlenme ve oyun alanı sürelerinin bir ek değil, korunması ve saygı gösterilmesi gereken bir haklar bütünü olduğunu gösterir.
Çocuk psikolojisi, pedagojisi ve sağlığı alanındaki uzmanlar, oyun ve dinlenmenin eğitim erişimi kadar önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Oyun alanı, fiziksel, sosyal, duygusal ve bilişsel dengeli bir gelişimi destekler. Bir okul, bir öğrenciyi sürekli veya orantısız bir şekilde oyun alanından mahrum bırakıyorsa, sadece tartışmalı bir ceza uygulamakla kalmaz, aynı zamanda bu temel hakka müdahale edebilir.
Hukuk alanındaki bazı profesyoneller, bir okulun ceza verme yetkisinin belirli sınırları olduğunu belirtmektedir: Öğrencilerin temel hakları, dinlenme hakkı, ayrımcılığa uğramama ve sağlıklı bir eğitim ortamına sahip olma hakları ihlal edilemez. Bu nedenle, "oyun alanından mahrum bırakılma" durumu hem hukuki hem pedagojik açıdan giderek daha tartışmalı hale gelmektedir.
Her ne kadar bazı yerel veya kurumsal yönetmelikler, oyun alanını olası bir düzeltici önlem olarak düzenlese de, burada bile bunun istisnai, orantılı ve eğitimsel bir amacı olması gerektiği vurgulanmaktadır. Oyun alanını sürekli, otomatik bir ceza olarak kullanmak ya da daha saygılı ve etkili bir şekilde ele alınabilecek konular için bu yöntemi tercih etmek uygun değildir.
Motor ve Fiziksel Aktiviteler Gelişiyor

Pek çok öğrenci, sınırlı oyun alanı süresini futbol veya basketbol gibi sporlar oynamak için kullanmaktadır. Bu şekilde, öğrenciler fiziksel olarak egzersiz yapmaktadırlar. Oynarken eğleniyorlar ve aynı zamanda sağlıklarını koruyorlar. Haftada iki saat beden eğitimi dersi, çocukların hareket ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli değildir.
Oyun alanında çocuklar koşabilir, zıplayabilir, tırmanabilir, birbirlerini kovalamak, saklambaç oynamak veya parkur oluşturmak gibi aktiviteler yapabilirler. Tüm bunlar, bedenin ve beynin oksijen alımını artırır, gerginlikleri serbest bırakır ve motor koordinasyonu geliştirir. Bu tür spontane aktiviteler, genellikle daha yapılandırılmış olan beden eğitimi dersinde yapılanları tamamlar.
Psikologlar ve pediatristler, serbest hareketin sonraki konsantrasyon yeteneği üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu vurgulamaktadır. Aktif bir oyun alanı süresinden sonra, öğrenciler genellikle derse daha istekli dönerler, motor kaygıları azalır ve enerjilerini daha iyi yönetirler. Oyun alanını kaldırmak, özellikle daha hareketli olan veya dikkat sorunu yaşayan öğrenciler için büyük bir çelişkidir: Onları, odaklanmak için ihtiyaç duydukları şeyden mahrum bırakıyorsunuz.
Ayrıca, oyun alanı çocukların farklı fiziksel oyun türlerini deneyimlemeleri için ideal bir alandır: takım sporlarından geleneksel oyunlara, yarışmalardan hareketli sembolik oyunlara veya denge aktivitelerine kadar. Her çocuk kendi hareket tarzını bulur, bu da bedensel özsaygıyı ve kendi bedenine olumlu bir bakış açısını teşvik eder.
Takım Çalışması ve İşbirliği Teşvik Edilir

Oyun alanında oynanan grup sporları aracılığıyla öğrenciler, takım ruhu, dayanışma ve empati nedir öğrenirler ve kaybettiklerinde başarısızlığı daha iyi yönetmeyi öğrenirler. Diğerlerine saygılı olmayı, sıraya girmeyi, kendi aralarında müzakere ettikleri kurallara uymayı öğrenirler.
Oyun alanı, farklı yaş, sınıf ve gerçekliklere sahip çocukların bir arada bulunması için eşsiz bir fırsat sunar. Bu etkileşim, çeşitliliği, dışlamayı ve ayrımcılığı önlemeyi teşvik eder. Yani, yarım saatlik bir oyun alanı süresi, değerler eğitimi, barışçıl çatışma çözümü ve işbirliğini güçlü bir şekilde desteklemektedir.
Ayrıca, bazı eğitim kurumlarında öğretmenler de öğrencilerle birlikte oyun oynamaktadır. Bu şekilde, aktif ve işbirlikçi bir öğrenme ortamı sağlanmakta, yetişkinler sadece yönlendirici bir rol üstlenmekle kalmayıp, saygı ve adil oyun davranışlarını modelleyerek katılmaktadırlar. Bu, günümüzdeki birçok pedagojik öneriyle uyumlu olup, yetişkinlerin bazen geri adım atarak çocukların oyunlarını kendi başlarına yönetmelerine izin vermelerini, yalnızca fiziksel ve duygusal güvenliği sağlamak için müdahale etmelerini önermektedir.
Oyun alanı, çocukların farklı gruplar halinde deneyim kazanmaları için de bir fırsattır: büyük gruplar, küçük takımlar, çiftler veya farklı sınıflar ve yaşlar arasında geçişler. Hiçbir çocuk oyun alanında yalnız kalmamalıdır. Bir öğrenciyi oyun alanından mahrum bırakmak, sadece dinlenmesini engellemekle kalmaz, aynı zamanda o oyun topluluğuna katılımını da keser.

İletişim ve Sosyal İlişkiler Güçlenir

Öğrencilerin serbest bir şekilde ve sınıfın sunduğu kısıtlamalar olmadan konuşabildikleri yer oyun alanıdır. Ayrıca arkadaşlarıyla bir arada olma fırsatına sahip olurlar: aynı sınıfta veya aynı kursta olmayan arkadaşlarla bir araya gelme isteği duyarlar.
Eğer oyun alanından mahrum bırakılırlarsa, ders bitene kadar birbirlerini göremez veya konuşamazlar. Bu, çoğu zaman yetersiz veya tamamen yok olan bir zamandır çünkü ders dışı etkinlikler, ödevler ve aile rutinleri arasında, oyun alanı, anlamlı sosyal bağlar kurmak için gerçekten özgür olan birkaç andan biridir.
Oyun alanında çocuklar, hangi oyunu oynayacaklarını müzakere etme, başkalarının önerilerini kabul etme, sınır koyma, özür dileme, bir arkadaşını savunma veya bir çatışmada arabuluculuk yapma gibi temel becerileri geliştirmektedirler. Bu deneyimler, bir kitap okuyarak öğrenilemez; bunlar, oyun alanında tekrar tekrar yaşanarak öğrenilir. Oyun alanından mahrum bırakmak, sosyalizasyonu da engellemek demektir, bu da özellikle utangaç, entegrasyon sorunları olan veya zaten yeterince dahil hissetmeyen çocuklar için son derece ciddidir.
Pek çok çocuk ruh sağlığı uzmanı, paylaşılan oyunun duygusal iyilik hali için anahtar bir yol olduğunu vurgulamaktadır. Serbest oyun aracılığıyla çocuklar, başlarına gelenleri ifade eder, endişelerini işler ve sınıfta, evde veya akranlarıyla yaşadıkları deneyimlerin bir anlatısını oluştururlar. Bu ifade alanından mahrum bırakılmak, kaygıyı, üzüntüyü veya okula karşı bir reddi artırabilir.
Yaratıcılık ve Hayal Gücü Teşvik Edilir

En küçükler, oyun alanında birçok oyun icat ederler. Bunun faydası nedir? Yaratıcılığı, özgünlüğü ve hayal gücünü teşvik etmektedir. Bu kavramların, bütünsel bir kişisel gelişim için son derece önemli olduğunu unutmamak gerekir.
Oyun alanı, çeşitli oyun türlerine erişim sağlar: sembolik, fiziksel, kurallı, masa oyunları, geleneksel, anında icat edilen, yaratıcı malzemelerle veya basit çevresel unsurlarla. Her oyun türü farklı becerileri geliştirmektedir: mantıksal akıl yürütmeden planlamaya, duygusal ifadeden çözümler bulma yeteneğine kadar.
Ekranlar ve hızlı uyarıcılarla dolu bir ortamda, oyun alanı, tüm duyuları yeniden harekete geçirme fırsatı sunar: dokunma, koklama, dinleme, gözlemleme, hareket etme. Doğal ortamla (ağaçlar, bitkiler, toprak, kum) veya basit, hatta geri dönüştürülmüş malzemelerle temas, çocukların deneyimlemesine ve korkmadan hata yapmasına olanak tanıyan zengin bir sahne sunar, bu da oyun alanının daha fazla ödev veya çalışma ile değiştirilmesi durumunda imkansızdır.
Oyun alanı, aynı zamanda öğrencilerin kendilerini serbestçe ifade etmeleri için tek fırsat olabilir. Oyun alanından mahrum bırakmak, sadece bir oyun süresini kısıtlamakla kalmaz, aynı zamanda çocukların kimliklerini keşfetme ve sınıfın katı bakış açısının dışında farklı rolleri deneme olasılığını da sınırlar.

Okulda oyun alanını savunan yazıyı sonlandırmadan önce, birkaç şeyi netleştirmek istiyorum. Umarım bunları yorumlarda tartışabiliriz!
30 Dakika Oyun Alanı Yeterli Değil

Gerçek şu ki: 30 dakika yeterli değildir. Bu serbest zaman diliminde öğrenciler, tuvalete gitmek ve öğle yemeği yemek için zaman bulmaya çalışıyorlar. Oyun alanına inmek için merdivenlerde oluşan kuyruklardan bahsetmiyorum bile. Yani, 30 dakikadan geriye kalan gerçek oyun alanı süresi çoğu zaman 15 dakikaya düşmektedir.
Ve 15 dakika, öğrencilerin dinlenmesi, serbest oyun oynaması, sosyalleşmesi ve derslere dönmeden önce biraz eğlence yaşaması için yeterli değildir. Çocuk oyun ve gelişim uzmanları, dinlenmenin gerçekten etkinlik değiştirmeye olanak tanıyan en az bir süre olması gerektiğini belirtmektedir.
Eğer oyun alanına çıkmak için çok kısa bir süre varsa, çocuklar daha karmaşık oyunlar başlatamaz, çatışmaları çözemez veya farklı malzemeleri veya alanları keşfedemezler. Oyun alanı, gerçek bir eğlence ve iyileşme zamanı yerine sadece bir prosedüre dönüşmektedir.
Bu nedenle, bazı okulların bu dinlenme sürelerini kesmek yerine genişletmeyi veya kalitesini artırmayı düşünmek yerine, hala ceza olarak kullanmaya devam etmeleri son derece ciddidir. Bu, performansı artırmak yerine, tam tersine: daha fazla yorgunluk, daha fazla motivasyon kaybı ve sınıfta daha kötü davranışa yol açabilir.
Dersleri ve Görevleri Yeniden Düzenlemek

Bazı öğretmenler, tüm öğrencilerin aynı olmadığını ve farklı öğrenme hızlarına sahip olduklarını anlamıyorlar. Onlar, ödevlerin ve derslerin süresini uyarlamak zorundadır ki hiçbir öğrenci zaman yetersizliğinden dolayı oyun alanından mahrum kalmasın.
Yani, ben ilkokula giderken matematik öğretmeni, dersin bitmesine sekiz dakika kala tahtaya üç problem yazıyordu. Hiçbir zaman yetişemiyordum ve bu yüzden oyun alanından mahrum kalıyordum. Günümüzde bu tür durumlar hala yaşanıyor ve olmamalı. Sınıf içindeki zamanı tasarlamak ve organize etmek, öğretmenler için hem eğitimsel etkinlik hem de öğrencilerin ihtiyaçlarına saygı açısından temeldir.
Bir ödevi bitirmediği için ceza vermek yerine, önerilen aktivitenin miktar ve zorluk açısından uygun olup olmadığını, talimatların iyi bir şekilde açıklanıp açıklanmadığını, ihtiyaç duyanlara destek sağlanıp sağlanmadığını veya esnek bir tempoya izin verilip verilmediğini gözden geçirmek çok daha mantıklıdır. Zamanı yönetme sorumluluğu yalnızca çocuğa yüklenemez, hele ki bu onun dinlenmesi pahasına olmamalıdır.
Bazı pedagojik yaklaşımlar, keyfi cezalar yerine "mantıksal sonuçlar" ile çalışmayı önermektedir. Örneğin, bir öğrenci bir malzemeye zarar verirse, sonuç, onarım veya yenileme sürecine katılmak olabilir; sürekli olarak kesintiye neden oluyorsa, ne olduğunu anlamak için rehberli bir düşünme alanı aramak mümkündür. Oyun alanını kaldırmak ise, ele alınmak istenen davranışla doğrudan bir ilişkiye sahip değildir ve başka bir şekilde ne yapılacağını öğretmez.
Ceza Uygulamalarının Eskidiğini Ne Zaman Anlayacağız?

Ve sadece eski değil, aynı zamanda öğrencileri yaralayan ve kötü hissettiren bir uygulamadır. Sadece "oyun alanından mahrum bırakma" ifadesi değil; "iki kat fazla ödev", "film izlememe cezası", "tek başına çalışma cezası" gibi ifadeler de vardır. Benim bakış açıma göre, tehdit etmek, ceza vermek ve zorlamak hiçbir işe yaramaz, özellikle eğitimde.
Eğitimsel ve psikolojik araştırmalar, cezanın kendi başına bir davranışı geçici olarak durdurabileceğini, ancak bunun yerine ne yapılması gerektiğini öğretmediğini ve çocuğun öz düzenleme ve daha iyi karar verme yeteneğini artırmadığını göstermektedir. Ayrıca, cezanın tekrar tekrar kullanılması, daha fazla kaygı, daha fazla direnç, daha fazla meydan okuma davranışı ve okul ile daha kötü bir ilişki ile ilişkilidir.
Çünkü öğrenci kendisini olumsuz bir imaj olarak görmeye başlar: kendisini yetersiz ve işe yaramaz biri olarak görmeye başlar. Bu da özsaygıyı önemli ölçüde etkiler. Oyun alanından mahrum bırakma durumunda, aldığı mesaj şudur: "Dinlenmeyi, oynamayı veya diğerleriyle olmayı hak etmiyorsun." Birçok çocuk için, özellikle hassas veya duygusal zorluk geçmişi olanlar için, bu deneyim küçültücü veya dışlayıcı olarak yaşanabilir.
Bu modele karşılık, günümüz pedagojisi pozitif disiplin kavramını savunmaktadır: net sınırlar koymak, ancak saygı, eşlik etme ve çözümler arama yoluyla. Olumlu pekiştirme, uygun davranışları vurgulamak ve kutlamak, diyalog kullanmak ve cezalandırıcı yaptırımlar yerine zarar onarımını tercih etmek önerilmektedir.

Oyun alanından mahrum bırakmadan kaçınmak için önerilen en iyi stratejiler şunlardır:
-
Pozitif pekiştirme: uygun davranışları tanımak ve övmek, böylece çocuğun bunları tekrarlama eğiliminde olması.
-
Rehberli düşünme süresi: ne olduğunu, ilgili kişilerin nasıl hissettiğini ve bir sonraki sefer neyin farklı yapılabileceğini konuşmak için sakin bir an ayırmak.
-
Restorasyon ve onarım: bir zarar varsa (maddi veya duygusal), çocuğu onarım için somut eylemlere dahil etmek, ceza uygulamak yerine.
-
Açık ve mutabık kurallar: beklentileri ve sonuçları herkesin anlayabileceği şekilde açıklamak ve mümkün olduğunda grup ile müzakere etmek.
Önemli olan, sonuçların eğitici, saygılı ve yaşa uygun olması ve asla dinlenme, oyun veya çocuğun onurunu ihlal etmemesidir. Amaç, öğrencinin anlamasını, düşünmesini ve büyümesini sağlamak, korku ile kontrol etmek değil.
Bilmiyorum, ama bana "oyun alanından mahrum bırakma" uygulamasının hala normal bir şey gibi sürdürülmesi inanılmaz geliyor. Oyun alanı, fiziksel sağlığı koruyan, sosyal bağları güçlendiren, işbirliğini pratiğe döken, yaratıcılığı geliştiren ve temel duygusal öğrenimleri entegre eden bir alandır ve ayrıca uluslararası olarak tanınan haklarla ilişkilidir. Bütün bunları tamamlanmamış bir ödev veya kötü yönetilen bir davranış nedeniyle ortadan kaldırmak sadece orantısız değil, aynı zamanda derin bir şekilde etkisizdir. Öğrencileri oyun alanından mahrum bırakmak bir adaletsizlik midir? Ne düşünüyorsunuz? Tartışma yaratmak ister misiniz?
Yorumlar
(4 Yorum)